English (United Kingdom)Turkish (Turkiye)

Ege’nin bereket timsali turizmin yeni adresi Ödemiş

Bu güne kadar, bire bin veren bereketli toprakları, bozulmamış doğası, kent ile köy yaşamını bir arada barındıran samimi yapısı, sıcak ve sevecen halkıyla tanınan Ödemiş, şimdilerde köklü geçmişini yansıtan tarihi dokusunu, zengin kültürel değerlerini ve binlerce yıllık geleneklerini turizm yolunda yeniden keşfediyor.

Ege efelerinin piri Çakırcalı Mehmet Efe’nin mesken tuttuğu, haşmetinden sual olunmaz Bozdağlar’ın eteğinde, bereketiyle dünyada ilk üçe giren bir ovanın üzerinde yükseliyor Ödemiş. Koyu yeşil çam ormanları arasında gizlenen Gölcük, eşsiz manzarasıyla insanı büyüleyen Bozdağ, tarihi dokusunu bozulmadan bu günlere taşımış Birgi, rengarenk süs bitkileri, özgün mimari yapıları, ilmek ilmek işlenen el sanatları ve birbirinden leziz yöresel yemekleriyle buram buram Ege kokuyor. Dört mevsim turizme hazır olan Ödemiş, kayaktan doğa yürüyüşlerine, dağcılıktan foto safariye, yayla turizminden gastronomi turizmine kadar alternatif turizm meraklılarının aradığı her şeyi bir arada sunuyor.

Fotoğraflar: Derya Şahin – RK Arşivi - Ödemiş ve Birgi Belediyesi Arşivi

Batı Anadolu’nun en eski insan kültürü burada

Ödemişli tarih araştırmacısı ve yazar Behiç Galip Yavuz, Ödemiş Ovası’ndaki en eski insan kültürünün günümüzden 13 bin (M.Ö. 11 bin) yıl öncesine uzandığını belirtir. İlçenin güneyinde yer alan Konaklı Beldesi’nin 700 metre güneydoğusundaki Soğukluk Deresi’ndeki kanyonda bulunan kaya altı sığınağındaki şematik kazıma figürleri bu görüşü doğrular niteliktedir. Prehistorik (tarih öncesi) devrin, paleolitik (eskitaş) dönemi sonlarında yapılmış olan ve dinsel bir ayini ifade eden bu figürler, aynı zamanda Batı Anadolu’daki en eski insan kültürünü de ortaya koyar. Ödemiş Ovası’nın yerleşim tarihi ise geç kalkolitik (madentaş) çağından başlar. Bu çağda en eski yerleşmeleri ovadaki höyükler oluşturur. Bütün höyüklerin özellikle M.Ö. 3 binde, erken Tunç çağında yoğun biçimde yerleşim gördüğü, ayrıca M.Ö. 2 binde de yaygın yerleşimin var olduğu bilinir. Bölgede sırasıyla Hitit, Frig, Lidya, Pers, Roma, Bizans ve Osmanlı medeniyetleri hakim olmuştur. Bozdağ-Keldağ uzantısının güney eteklerinde yer alan ve M.Ö 7 ya da 6’ncı yüzyıllarda kurulduğu düşünülen Hypaipa (Günlüce) Antik Kenti, yörenin milattan önceki dönemlerine ışık tutar. Ödemiş adı ve şehrin kuruluşuna dair çeşitli rivayetler olsa da en kabul göreni 17’nci yüzyılın ikinci yarısında bölgeye gelip yerleşen Ötemiş Türkmenlerinin ilçeye adını verdiğidir.

Athena’nın öfkesini taşıyan kent: Hypaipa

Ödemiş’in 6 kilometre kuzey batısında bulunan ve eski adı Datbey olan Günlüce Köyü Hypaipa Antik Kenti’ne ev sahipliği yapar. Hellen dilinden bozulmuş bir sözcük olan Hypaipa “yalçın kayalık” anlamına gelir. Hypaipa, kadınlarının olağanüstü güzelliği ve bir de Arakhne (örümcek) mitosu ile ünlüdür. Bu efsaneyi Romalı şair Ovidius günümüze yansıtmıştır. Efsaneye göre Arakhne, Hypaipalı, yetenekli bir genç kızdır. Babası Idmon, Kolophonlu olup Phokaia’nın (Foça) mor boyasıyla yünleri boyar ve satar. Kızı Arakhne, Lydia’da becerisiyle tanınmış olup, kır perileri ile yakınlık kurar. Onu nakış işlerken görenler becerisine hayran kalır, ustalığını Athena’nın aldığını, ancak yün dokuma becerisinin Athena’dan daha önde olduğunu söylerler. Bunu duyan Athena, Arakhne’nin yanına gelir. İki dokuma tezgahı kurarak yarışmaya başlarlar. Athena dokuduğu kumaşları tanrıların ve tanrıçaların gücünü ve kendilerine karşı gelenlerin nasıl cezalandırıldığını gösteren resimlerle bezer. Arakhne ise, tanrıların, tanrıçaların kötü yönlerini dokur kumaşında. Athena içini kaplayan kıskançlıkla, Arakhne’nin dokuduklarını yırtıp kızın üzerine fırlatır. O anda Arakhne bir örümceğe dönüşür. Hypaipa’nın kuruluşu da bu mitos ile özdeşleştirilir. Günümüze bu kentle ilgili bir kalıntı gelemediği gibi yörede de herhangi bir araştırma yapılmamıştır.

Ödemiş Müzesi

Etnografya Müzesi olarak 1983 yılında yapımı tamamlanan binada, mevcut etnografik malzemelerin yanı sıra bölgeye ait arkeolojik eserler de teşhir ediliyor. Arkeoloji bölümünde seramikler, idoller, kekse ve baltalar, kandiller, bronz eserler, cam eserler, süs eşyaları, pişmiş toprak heykelcikler, mermer heykel ve heykelciklerin sergilendiği müzenin Etnografya bölümde; Osmanlı dönemine ait çeşitli silahlar, bakır ve gümüş eşyalar, cam eserler, süs eşyaları, el işlemeleri, giysi örnekleri sergileniyor. Arkeolojik eser koleksiyonunda 3 bin 106 adet, etnografik eser koleksiyonunda 870 adet eser ile sikke koleksiyonunda 12 bin 130 adet sikke olmak üzere toplam 16 bin 106 adet envantere kayıtlı eser bulunuyor.

İbrahim Hakkı Ayvaz Kent Müzesi

Belediye tarafından düzenlemesi yapılan ve 2008 Haziran ayında hizmete sunulan İbrahim Hakkı Ayvaz Kent Müzesi, aileye ait tarihi belge ve bilgilerin bulunduğu bölüm ile Türk Halk Müziği’nin güçlü sesi Bedia Akartürk Sanat Müzesi olarak iki ayrı bölümden oluşuyor.

Ödemiş Yıldız Kent Arşivi ve Müzesi

Cumhuriyet’in ilk otellerinden olan ve Ödemiş Belediyesi tarafından müzeye dönüştürülen, eski adıyla Yıldız Oteli yeni adıyla Yıldız Kent Arşivi ve Müzesi ilçenin zengin kültürel mirasını geleceğe taşıyor. Türkiye’de kent müzeciliği alanında ikinci bir örnek olan Yıldız Kent Arşivi ve Müzesi’nde 956 taşınır kültür varlığı ve bin 162 adet matbu eser bulunuyor. Müzede, Ödemiş tarihi odası, Ödemiş’in yerel oturma odası, çeyiz odası, efeler odası, Ödemişli sanatçılar odası ile ilçenin mutfağının tanıtıldığı özel odalar var. Sanatkarların kullandığı makineler, berber odası, tütün odası, çok sayıda fotoğraf ve el aletinin sergilendiği müzede en önemli bölümü kütüphane oluşturuyor. Buradaki kitapların bazıları tek nüsha ve akademisyenlerin araştırma yapabilmesi için arşivlenmiş. Türkiye’nin ilk sözlük kütüphanesinin oluşturulacağı müzede 367 adet sözlük var. Projeyle en az bin adet farklı dillerden çeviri yapan sözlük bir araya getirilerek Türkiye’de bir ilkin başarılması hedefleniyor.

Tarihi Arasta Çarşısı

1800’lü yıllardan günümüze değin varlığını koruyan Ödemiş Tarihi Arasta Çarşısı, Osmanlı Dönemi açık arasta türünün ender örneklerinden biridir. Üç cami arasında olması ve çevresindeki 17 hanın ortasında yer alması nedeniyle ticari bir merkez durumunda olan çarşıda, günümüzde yok olmaya yüz tutmuş el zanaatları zamana karşı direniyor.

Küçükmenderes Havzası’nın açık hava müzesi Birgi

Bir zamanlar Aydınoğlu Beyliği’ne başkentlik yapan, zengin bir kültüre ve bir o kadar da etkileyici bir doğaya sahip olan Birgi kasabası, Bozdağlar’ın güney eteklerinde, Ödemiş’e 9 kilometre uzaklıkta bulunur. İlginç doğası, yeryüzü şekilleri, binlerce yıldır bereketle akan Birgi Deresi, zamana meydan okuyan konakları, camileri, medreseleri ile Birgi, Ödemiş ve çevresinin tarih, kültür ve inanç turizmi merkezidir. Bütün bu özellikleriyle Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alınan Birgi, Ödemiş çevresi ve Küçükmenderes Havzası’nın açık hava müzesidir adeta.

Birgi tarih ve kültür turlarının yanı sıra alternatif turizm aktiviteleri için de oldukça elverişli bir doğal yapıya sahiptir. Birgi Deresi boyunca ve Hacıhasan Köyü yolu üzeri, kent içi kültür yürüyüşleri, foto safari ve bisiklet turları için ideal bir ortam sunar. Korunmuş kentsel dokusu ve geleneksel kültürü ile Birgi, İzmir’in önemli ekoturizm güzergahlarından da biridir.

Birgi’de ziyaret edilecek en önemli unsurlar; Aydınoğlu Mehmet Bey Camii (Ulu Camii), Aydınoğlu Mehmet Bey Türbesi, Sultan Şah Türbesi, Çakırağa Konağı, Kale Medresesi, Sasalı Hamamı, Çarşı Hamamı, Sandıkkerimoğulları Konağı, Beyler Çeşmesi, Karaoğlu Camii, Dervişağa Hamamı, Dervişağa Medresesi, Dervişağa Camii, Bıçakcı Esseyit Hacı Ali Ağa Çeşmesi, Pankunduz (Küp Uçuranlar Kulesi), Kütüphane, Güdük Minare Mescidi, Demir Mağaza, Umurbey Heykeli, İmam–ı Birgivi Kabri’dir. Ayrıca restore edilerek kazanılan Birgi evleri ve sivil mimari örnekleri, sokaklar ziyaret edilmesi gereken mekanlar arasındadır.

Çakırağa Konağı

Ege Bölgesi’nin, yapılışındaki mimari üslubu korunmuş ender konak yapılarından biri olan Çakırağa Konağı’nın, 18’inci yüzyıl sonu, 19’uncu yüzyıl başlarında Çakıroğlu Şeref Ali Ağa tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır. Konaktaki duvar resimleri uzmanlarca 19’uncu yüzyıla tarihlendirilir. Üç katlı, dış sofalı, çift köşk odalıdır. Alt kat duvarları taş örgü, diğer duvarları ahşap çatı içine dolma teknikle inşa edilmiştir. Taş döşemeli alt katta hizmetli, nöbetçi, bekleme odaları ve ahır yer alır. Dik merdivenle çıkılan ara katta kışın kullanıldığı düşünülen alçak tavanlı odalar bulunur. Üçüncü kat yazın kullanılmakta olup, zengin süslemelerle bezenmiştir. Köşkün giriş katı hariç 14 odası vardır. Bu odalardan üçüncü katta bulunan iki tanesi çok ünlü olup, İstanbul ve İzmir resimleri ile süslüdür. Söylentiye göre Çakıroğlu Mehmet Bey bu resimleri, biri İstanbullu diğeri İzmirli olan iki eşinin odalarına memleket hasreti çekmemesi için yaptırmıştır.

1977 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından restore ettirilen ve 1983 yılında çevresi kamulaştırılarak mimari dokusunun bozulmaması sağlanan konak, 1995 yılından beri müze olarak hizmet veriyor.

Birgivi Mehmet Efendi Medresesi

Sultan II. Selim’in hocası Ataullah Efendi tarafından 1554 yılında taş ve tuğla kullanılarak inşa edilen çok kubbeli medresenin zemini taştandır. Kubbeli yedi odası bulunan medresenin her bir odasında ocak, mermer pencere kirişleri, pencerelerin üzerinde ışık sağlamak için yatay boşluklar, kitap ve kandiller için de duvarlarda nişler vardır.

Ulu Cami

Aydınoğlu Mehmet Bey tarafından 1308 – 1312 yılları arasında inşa ettirilen kare planlı caminin yapımında daha önceki medeniyetlerin izinden gidilerek kesme taşlar kullanılmış. Tuğladan zarif minaresi ilgi çeken Ulu Cami’nin mihrabı çifte kıvrık dallı, barok tarzı süslemelerle çevrili, firuze ve mor renkli geometrik yıldız ve geçmelerle süslü çinilerle kaplıdır. Selçuklu süsleme sanatının en güzel örneklerinden biri olan ceviz ağacından kündekari tekniği ile yapılmış minber tek bir çivi bile kullanılmadan yapılmış.

Sultan Şah Türbesi

1310 yılında inşa edilen ve Aydınoğlu Mehmet Bey’in kız kardeşine ait olan türbe Ulu Cami’nin doğusunda yer alıyor. Aydınoğulları’nın genelde kare ve sekizgen olarak planladıkları türbelerden farklı olarak Sultan Şah Türbesi altıgen olarak taş ve tuğladan inşa edilmiş.

Üzerinde çiçek ve dairesel motifler bulunan kapı çerçevesi mermerden yapılmış. Doğu ve batı cephelerinde yer alan pencerelerinden ışık sağlanan türbenin kitabesinde şöyle yazıyor; “Kadınların efendisi, Aydın Bey’in kızkardeşi Hanzade Hatun Muharrem ayının başında Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur.”

Aydınoğlu Mehmet Bey Türbesi

Ulu Cami’nin bahçesinde bulunan 1334 yılında inşa edilmiş. Çinko ile kaplanmış, kare planlı, altıgen kubbeli ve ana kapısı mermerden olan türbede Aydınoğlu Mehmet Bey, oğulları İsabey, Bahadır Bey ve Gazi Umurbey’e ait dört mezar bulunuyor.

Derviş Ağa Cami

Sekiz kemer ile desteklenmiş tek bir kubbeye sahip Derviş Ağa Cami, 1663 yılında inşa edilmiş. İnce ve tek şerefeli bir minareye sahip olan camide iki sıra halinde bulunan pencerelerden ışık sağlanıyor. Son cemaat mahalinde yer alan, iç tonozu taşıyan dört kolon korint stilinde.

Karaoğlu Cami ve Çeşmesi

1762 yılında inşa edilen cami ve çeşmesi Osmanlı mimarisine iyi bir örnek. Merkezi kubbe iki yarım kubbe ile destekleniyor. Son cemaat mahallinde üç sivri kemer bulunmakta. Mihrap, minber ve müezzinin bulunduğu yer mermerdir, kubbeler ise çinko kaplı. Çeşmenin altı kolonu yuvarlak kemerlerle birbirine bağlı ve çeşmenin 12 cephesinde musluklar bulunuyor.

Kule

Yuvarlak temel üzerinde on cepheli olarak inşa edilen kule Bizans dönemine ait. Taş ve harç kullanılarak yapılan kulenin tek kapısı güney tarafında bulunuyor. 1997-1998 yıllarında restore edilerek restoran olarak hizmete açılan kule günümüzde ise atıl durumda.

Gazi Umur Bey

Gazi Mehmet Bey’in oğlu olan ve 18 yaşında denizcilik hayatına başlayan Umurbey, Aydınoğlu Beyliği’nin üçüncü hükümdarı olduğunda 25 yaşındaydı. Düşmana karşıson derece atak ve taktik baskın şeklinde manevralar yapmasıyla tanınan Umurbey, 1348 yılında Haçlı donanmasına karşı yapılan bir deniz muharebesinde, 39 yaşında şehit oldu. Kabri Birgi’de babasının türbesindedir.

Yeryüzü cenneti Bozdağ

İzmir ve Manisa illeri arasında doğal bir sınır oluşturan ve yüksekliği 2 bin 159 metre olan Bozdağlar, Ege’nin bereketli topraklarıyla çevrilidir. Turizmi 12 aya yayma hedefinde İzmir’in elindeki en önemli koz Bozdağlar’dır. Kayak merkezi ile kış ve dağ turizmine, çevresindeki Gölcük, Subatan, Elmabağı, Bozdağ, Çamyayla, Başova, Ayvacık, Gündalan, Küçük ve Büyük Çavdar yaylaları ile de yayla turizmi ve ekoturizme uygun alanlar sunar. Geçmişten günümüze Ege’deki yaylacılık faaliyetlerinin merkezi olan Bozdağlar üzerindeki yaylaların en büyüğü Gölcük Yaylası’dır. Yayla, içinde bulunan yaklaşık 1 kilometrekarelik alüvyon set gölü ile turistik açıdan önemlidir. Göl çevresindeki düzlükler ve gerisindeki orman dokusu ekoturizm için uygun alanlardır. Günümüzde göl ve çevresi önemli bir rekreasyon-piknik alanıdır. Gölü aynı zamanda balık avlama ve sandal gezileri için ideal bir atmosfer sunar. Konaklama sorununun bulunmadığı Gölcük, serin havası ve yeşilin her tonunu barındıran coğrafyasıyla özellikle yaz aylarında günübirlikçilerin akınına uğrar. Gür ormanlar ile kaplı Bozdağ ve Elmabağı Yaylaları da zengin florası, su kaynakları ve yazın bile 20-24 derecelerdeki serin havasıyla Bozdağlar’ın ekoturizm için en hazır bölümü olarak nitelendirilebilir.

Bozdağ Yaylası’nın doğusunda 2 bin 159 metreye kadar yükselen Bozdağ zirvesi Ege’nin kış sporları merkezidir. Kışın beyaz bir örtüyle kaplanan Bozdağ`dan Gündalan Yaylası’na oradan da Büyük Çavdar Yaylası’na ulaşıldığında, bin 500 metreden zirveye kadar uzanan bir telesiyej ve kayak pistleri dikkat çeker. Yayladaki otel ile Bozdağ köyündeki otel ve pansiyonlar konaklama için uygun yerlerdir. Zirvenin manzarası ziyaretçileri büyüler.

Bozdağlar’ın bir diğer yaylası olan Subatan Yaylası, adını içinde bulunan küçük ölçekli bir düdenden alır. Subatan Yaylası, çevresindeki Çamyayla, Artıcak, Ayrıcak, Başova yaylaları ile birlikte gür ormanları, oksijen deposu havası ve buz gibi sularıyla doğa meraklılarını cezbeder. Ulaşım sorununun bulunmadığı Bozdağ yaylaları birbirinden şifalı bitkilerin de ana vatanıdır.

Kadın El Sanatları

İğne oyaları, danteller, mekik oyaları, kanaviçeler… Ödemişli kadınların tüm hünerlerini ilmek ilmek işlediği bu ürünler ilçede her cumartesi kurulan pazarda satışa sunuluyor. Oya yapımında kullanılan iplikler, oyacılar tarafından özel olarak hazırlanıyor. Kumaş ve başörtüsü kenarına yapılan oya motifleri birleştirilerek çeşitli boylarda, farklı amaçlarla kullanılabilecek örtüler de yapılıyor. Ödemişli kadınlar belediyenin açtığı kurslarda tel kırma ve hediyelik eşya üretimi de yapıyor. Bunlar arasında en çok ilgi çeken ise düzenlenen defilelerde sergilenen Ödemiş ipeğinden tasarlanan elbiseler.

Festival ve şenlikler

Ödemiş’te 3 Eylül Kurtuluş şenlikleri günüdür. Bu günü 3- 13 Eylül tarihi arasında düzenlenen Ödemiş Milli Fuarı, kültürel etkinlikleri ve Milli Fuar çerçevesinde tarım ve çocuk kitapları fuarı izler. Ödemiş Süs Bitkileri Fuarı da her yıl renkli görüntülere sahne olur. Yörenin diğer festival ve şenlikleri ise, Mayıs ayının son haftası pazar günü kutlanan İlk kurşun Bayramı, Mayıs ayının son haftasında Bademli Kiraz Festivali, dini bayramların haftasında Konaklı’da Davut Dede Şenliği, Hamamköy’de Gencer Şenliği, dini bayramları takip eden haftanın pazar günü Bademli’de Selli Bayramı’dır.

Yöresel lezzetler

Yörenin kendine has yemekleri, Ödemiş kebabı, keşkek, köpüoğlu mantısı, yağlı ekmek, heybeli çorba, dibile, kumpir çıyartma, gaygırtma, yağlı sulu akıtma, höşmerim, sinkonta, bezdirme, kömbe, ekmek dolması, kestirme çorbası, ısırgan avukması, ıspanak çorbası, ıspanak pilavı, tava pidesi, lahana sarması, kabak tatlısı, kurt baklavası, kalburabastı ve töngül pidesidir. Kar helvası, köpük helva, koru suyu, saç pidesi de meşhurdur. Ayrıca ebegümecinden pazıya, dakırdalaktan gelinciğe, semizotundan iğneliğe, bıcıktan turpotuna yörede yetişen tüm otları Ödemiş sofralarını zenginleştiriyor.

Marka ürünleri

Yılda üç kez ürün alınabilen verimli topraklara sahip olan Ödemiş’in ekonomisi tarıma dayalıdır. İlçe yüzölçümünün yüzde 36’sı tarım arazisidir. İlçede yaşayan 21 bin aileden fazlası tarımla uğraşmaktadır. Ödemiş’te yetişen başlıca tarım ürünleri patates, incir, zeytin, susam, kestane, tütün, üzüm ve yaş sebzelerdir. Sarı lop incir “Ege İnciri” ve “Ödemiş Patatesi” ilçenin coğrafi işaret sistemi ile tescillenmiş ürünleridir. Türkiye’de kestane denildiğinde akla ilk olarak Bursa gelse de, ülkedeki kestane üretiminin yüzde 50’ye yakını Ödemiş ve çevresinde yapılıyor. Bursa ile özdeşleşmiş kestane şekerinin kestanesi de Ödemiş’ten gidiyor. Bunların yanı sıra Bademli yöresi meyve fidanı yetiştiriliciliği ve kiraz üretimi alanlarında Türkiye ekonomisinde büyük bir paya sahip. Yörede 1968 yılından bu yana faaliyet gösteren Bademli Fidancılık ve Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, Türkiye’nin en eski ve en büyük kooperatiflerinden biri. 300 üreyi bulunan kooperatif meyve fidanı, süs bitkileri, zeytinyağı, süt, yoğurt ve ayran üretiyor. Ödemiş’te üretilen bir diğer önemli ürün ise Ödemiş Deri Tulum Peyniri. Ege bölgesinde sadece Ödemiş’te yapılan bu peynir çeşidinin lezzetini bilmeyen yoktur.

Yapmadan dönmeyin

- Ödemiş kebabı ve Töngül Pidesi yemeden,

- Birgi – Çakırağa Konağı’nı görmeden,

- Kadın el sanatları pazarını gezmeden,

- Patatesinden, kestanesinden ve deri tulum peynirinden almadan,

- Bozdağ’da kayak yapmadan,

- Gölcük’e çıkmadan dönmeyin.

Nasıl gidilir?

İzmir kent merkezine 112 kilometre uzaklıkta olan Ödemiş’e ulaşım, karayolu ve demiryolu ile sağlanıyor. İlçe merkezinden ve İzmir otogarından sabah 05.00’ten akşam 21.00’e kadar yarım saat ara ile karşılıklı otobüs seferleri düzenleniyor. Ayrıca ilçe merkezinden Alaşehir-Salihli-Selçuk-Kuşadası’na karşılıklı seferler bulunuyor. Ödemiş-Torbalı-İzmir demiryolu hattından günde beş kez karşılıklı seferler var.